Şimdiye Kadar Neden Türk Birliği Kurulamıyorun, Sebebi Birinci Ağızdan Açıklandı
Avrupa Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen yaptığı bir açıklamada;
“Avrupa kıtasını tamamlamalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.” demiş!
Dikkat edersen Türkiye demiyor, TÜRK diyor…
Yani Türk Dünyasının büyüklüğünden bir endişe var bu cümlede.
Ve bugüne kadar Türk dilli ülkelerin idare sistemlerine el atan, onları sürekli iş yapamaz, birleşemez duruma getirmek isteyen dünyanın süper güçlerinden biri, belki de en önemlisi olan Avrupa Birliği ve onun başındaki isimlerden biri bu cümleyi kuruyor.
Evet, bu bir gerçek ki Avrupa ve hatta dünya Türk Birliğinden korkuyor, endişeleniyor ve bu birliğin oluşmaması için elinden gelen tüm çabayı sarf ediyor.
Biz bundan önce yazdığımız tüm yazılarda, Türk Birliği’nin kurulmasının mevcut şartlarda mümkün olamayacağı yönündeydik. Kimileri bunu yanlış anladı, sanki buna karşıymışız gibi yorumladı. Oysa gerçek, yukarıdaki açıklamada çok net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Biz diyoruz ki; şu anki dünya düzeninde ve Türk dilli ülkelerin halihazırdaki yönetim biçimleriyle bu mümkün olmayacaktır…
Avrupa, Türk dilli ülkelerin mevcut yönetim yapılarını yakından takip ediyor ve çoğu zaman bu yapıların değişmemesini, olduğu gibi devam etmesini tercih ediyor. Çünkü değişmeyen, dönüşmeyen ve kendi içinde güçlenemeyen yapılar; dış etkilere daha açık hale gelir.
Aslında Avrupa kendisini demokratik bir birlik olarak görse bile, 2’nci ve 3’üncü ülkelerde demokrasinin olmamasını da o kadar önemsiyor. Çünkü güçlü bir demokrasi; güçlü bir toplum demektir. Güçlü toplum ise bağımsız karar alabilen güçlü devletler anlamına gelir.
Ve güçlü devletlerin bir araya gelmesi…
İşte asıl korkulan nokta burasıdır.
Çünkü o zaman ortaya sadece bölgesel değil, küresel ölçekte etkili olabilecek yeni bir güç çıkar.
Bugün Türk Dünyası’na baktığımızda; dil birliği var, tarih birliği var, kültür birliği var…
Ama eksik olan en önemli şey; ortak hareket iradesi ve karşılıklı güven.
Zirveler yapılıyor, birlik mesajları veriliyor, anlaşmalar imzalanıyor…
Ama iş gerçek anlamda bir “birlik” kurmaya geldiğinde, herkes kendi sınırlarına çekiliyor.
Çünkü mesele sadece birlik kurmak değil…
Mesele; gücü paylaşabilmek,
ortak akla güvenebilmek,
ve en önemlisi kısa vadeli çıkarları bir kenara bırakabilmektir.
Dış güçler elbette bu süreci etkilemek ister. Bu yeni bir şey değil.
Ama asıl belirleyici olan, içerideki iradedir.
Eğer Türk Dünyası kendi içinde sağlam bir güven zemini oluşturamazsa,
en büyük destek bile bu birliği kurmaya yetmez.
Ama eğer bu irade ortaya konulursa…
Hiçbir dış güç, bunu sonsuza kadar engelleyemez.
Sonuç olarak;
Türk Birliği’nin bugüne kadar kurulamamasının sebebi sadece dış baskılar değildir…
En az onun kadar önemli olan,
içerdeki dağınıklık, güvensizlik ve ortak vizyon eksikliğidir.
Ve belki de asıl cevap şu sorunun içinde saklıdır:
Biz gerçekten birleşmek istiyor muyuz?