Yıllardır yazıyorum. Çünkü bu işi temelinden takip eden biriyim.
Yazılarımı takip edenler çok iyi bilir; sık sık dile getirdiğim bir gerçek vardı:
Türkiye–Azerbaycan ilişkileri partiler üstü tutulmalıdır.
Bu iki ülke iki kardeştir. Bu kardeşliği birbirinden ayırmak isteyen bölgesel ve küresel güçler her zaman olmuştur. Biz, onların bu çirkin emellerine alet olmamalıyız.
İki ülkenin kardeşliği, hiçbir siyasi partinin, hiçbir günlük siyasetin ve hiçbir ideolojik hesabın malzemesi olmamalıdır.
O günlerde ne demek istediğimizi anlamak istemeyenler, bugün sosyal medyada adeta kin kusuyorlar.
Peki bunun altında yatan gerçek ne?
Bence bölgede büyük bir paylaşım mücadelesi yaşanıyor.
Bir tarafta sınır komşusu ve bana göre en dikkatle takip edilmesi gereken ülke İran…
Diğer tarafta, yaklaşık bir asır boyunca Azerbaycan’ın kaderini etkileyen ve defalarca toprak bütünlüğüne zarar veren Rusya…
Bir tarafta bölgede yeni dengeler kurmaya çalışan ABD…
Diğer tarafta ise enerji güvenliği ve ekonomik çıkarları nedeniyle Güney Kafkasya’yı yakından takip eden Avrupa Birliği…
Halk arasında güzel bir söz vardır:
“Ayılar boğuşunca olan tarlaya olur.”
Bugün Güney Kafkasya’da yaşanan tablo bana bu sözü hatırlatıyor.
Azerbaycan, sahip olduğu stratejik konumu, enerji kaynakları ve ulaşım koridorları nedeniyle herkesin ilgi odağı hâline gelmiş durumda.
Benim kanaatime göre Azerbaycan yönetiminin izlediği bağımsız politika, birçok farklı aktör tarafından dikkatle izleniyor. Böyle dönemlerde ülke içinde yaşanacak her tartışma da doğal olarak uluslararası ilgi görüyor.
Kimileri bugün yaşananları yalnızca başörtüsü veya hicap tartışması olarak görebilir.
Ben aynı kanaatte değilim.
Ben bunun olacağını yıllar önce yazanlardan biriyim.
1989 yılından beri defalarca Azerbaycan’a gittim.
Her ziyaretimde ülkedeki değişimi adım adım gözlemledim.
Özellikle son yıllarda, toplum üzerinde planlı ve organize birtakım etkilerin arttığını hissediyor, Azerbaycan üzerinde ciddi siyasi ve ideolojik mücadeleler yürütüldüğünü düşünüyordum.
Azerbaycan’da uzun yıllar çalıştım.
Belki de birçok kişiden, hatta bazı siyasetçilerden ve diplomatlardan daha yakından tanıma imkânım oldu.
Bağımsızlık yıllarında en üst düzey devlet yöneticileriyle çalışma fırsatı buldum.
Bu süreç, merhum Ebulfez Elçibey döneminden başladı.
Haydar Aliyev ile çalışma imkânım oldu.
İlham Aliyev dönemini de yakından takip ettim.
Avrupa’nın başkenti Brüksel’de Azerbaycan Büyükelçiliği’nin kurulması sürecinde görev aldım.
Yüzlerce toplantıya katıldım, sayısız yazı kaleme aldım, devlet görevlileriyle birlikte çalıştım.
Bu yüzden yazdıklarımı lütfen sadece bir sosyal medya paylaşımı olarak görmeyin.
Ben düşündüklerimi yıllardır hem yazıyorum hem de defalarca Azerbaycan Cumhurbaşkanlığına ulaştırmaya çalıştım.
Ne yazık ki, Azerbaycan’ın geleceği adına yaptığımız birçok uyarının Cumhurbaşkanına ulaşıp ulaşmadığını hiçbir zaman bilemedim.
Bu durum Ramiz Mehdiyev döneminde de böyleydi.
Bugün de farklı olduğunu söyleyemiyorum.
Sayın İlham Aliyev sosyal medyayı ne kadar yakından takip ediyor, doğrusu onu da bilmiyorum.
Ama biz yine de yazmaya devam edeceğiz.
Çünkü inanıyorum ki fikirler susturulamaz.
Son günlerde yaşanan gelişmeler ise artık yalnızca bölgenin değil, dünya basınının da dikkatini çekmiş durumda.
Bu sabah yaptığım taramada uluslararası medya kuruluşlarının değerlendirmeleri dikkat çekiciydi.
Reuters: Başörtüsü tartışmasının Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri gerebileceğini değerlendiriyor.
Euronews: Yeni Azerbaycan Partisi’nin, bu tartışmaların iki ülke ilişkilerine zarar verebileceği yönündeki açıklamalarını aktarıyor.
Turkish Minute: AK Parti ile Yeni Azerbaycan Partisi arasındaki siyasi karşılıklı suçlamaları öne çıkarıyor.
OC Media: Türkiye ile Azerbaycan arasında oluşan siyasi gerilimi haberleştiriyor.
AFP: Protestoları ve gözaltıları öne çıkarıyor; Türkiye ile yaşanan siyasi gerilimi merkeze almıyor.
Al Jazeera: Tartışmayı daha çok laiklik ve din özgürlüğü ekseninde değerlendiriyor.
İşte yazımın başlığındaki “Başardınız…” sözü tam da bunu anlatıyor.
Yıllardır kurulmaya çalışılan tartışma, bugün uluslararası medyanın gündemine taşınmış durumda.
Peki bundan sonra ne olur?
Bence en büyük tehlike, bu tartışmanın devletler arasında değil, toplumların içine kadar taşınmış olmasıdır.
Bir yara açıldı.
Ve o yaranın etkisi artık yalnızca siyasetçilerde değil, toplumun her kesiminde hissediliyor.
Avrupa da bunu görüyor.
Dünya da bunu görüyor.
Temennim odur ki, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulur ve bu süreç daha fazla derinleşmeden sağduyu hâkim olur.
Çünkü bu kardeşliği kaybedersek, kazanan ne Türkiye olur ne Azerbaycan.
Kazanan sadece bunu isteyenler olur.




