BAŞLIYOR · KARABAĞ YOLLARINDA · BÖLÜM 1 / 3

Yıllarca Brüksel’de sesini duyurmaya çalıştığım topraklardaydım. Bu defa bir konferansta, bir mitingde ya da bir kitabın sayfalarında değil… Hankendi’nin içindeydim.

Bir zamanlar Avrupa’nın meydanlarında adını söylediğimiz Karabağ’a gidiyordum. Bu defa işgali protesto etmek için değil, işgalden kurtulmuş toprakları kendi gözlerimle görmek için. Birkaç güne sığan bu yolculuğun benim hayatımdaki karşılığı ise onlarca yıldı.

İnsan bazen inancı için yola çıkar, bazen geçmişini aramak için. Benim bu ziyaretimde ikisi kadar derin bir başka duygu vardı: Milletimin hafızasına, uğruna bedeller ödenmiş topraklara karşı hissettiğim sorumluluk.

İnancımızın kutsal saydığı yerlere gitmek için gösterdiğimiz gayreti, millî hafızamızı taşıyan toprakları ziyaret etmek için neden göstermeyelim?

Benim için bu yolculuk, bir bakıma manevi bir borcu ödemekti. Yıllarca savunduğum toprağa ayak basmak, acısını uzaktan anlattığım yerleri yakından görmek gerekiyordu. Nihayet o ziyaret gerçekleşti.

Bülent Gürçam Hankendi yazısı önünde
Hankendi ziyaretimden — 22 Ekim 2026.

NİHAYET HANKENDİ’DE

Bir hatıra fotoğrafından fazlası

Bu yazının önünde dururken, yıllar boyunca Avrupa’da anlattığımız Karabağ’ı düşündüm. Toplantılarda, yayınlarda, meydanlarda dile getirdiğimiz o isim, artık önümdeydi.

Ben bu topraklara yalnızca bir ziyaretçi olarak gelmemiştim. Bu mücadelenin kendi imkânlarıyla bir parçası olmuş bir insan olarak gelmiştim. Onun için bu kare, benim gözümde sıradan bir hatıra fotoğrafı değildi.

Bu yolculuk yıllar önce başladı

Karabağ’ın hikâyesi son savaşla başlamadı. Bu coğrafyanın geçmişinde büyük güçlerin hesapları, bölünen yurtlar ve yerinden edilen insanlar var. Rusya İmparatorluğu ile Kaçar İranı arasında imzalanan 1828 Türkmençay Antlaşması’yla İrevan ve Nahçıvan hanlıkları Rusya’ya bırakılmıştı. Bölgenin geleceğini belirleyen o güç mücadelelerini, bugünkü gelişmelerden tamamen ayrı düşünemiyorum.

Son Karabağ çatışmasının kökleri de Azerbaycan’ın bağımsızlığından önceye, 1988’e uzanıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Azerbaycan’ın 1991’de yeniden bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte savaşın büyüdüğü yılları yaşadık. Karabağ ve çevresindeki Azerbaycan toprakları işgal edildi; yüz binlerce insan evinden, köyünden, hatıralarından koparıldı.

Ermenistan’dan ayrılmak zorunda kalan Azerbaycanlıların acısı da bu büyük yurt kaybının başka bir boyutuydu. Ben Rusya’nın bölgedeki rolünü, bağımsızlığını kazanan Azerbaycan üzerinde nüfuzunu sürdürme hesapları çerçevesinde değerlendirdim. O hesapların ağır bedelini ise insanlar ödedi.

Bülent Gürçam’ın Belçika’daki diaspora ve yayıncılık faaliyetlerine ilişkin gazete kupürleri
Kişisel arşivimden: Belçika’daki çalışmalarımıza ilişkin basın kupürleri.

ARŞİVDEN

Biz Avrupa’da anlatmaya çalıştık

Biz diaspora teşkilatları olarak bu işgale sessiz kalmadık. Ben Bülent Gürçam olarak özellikle Brüksel’de, elimden gelen imkânlarla yaşananları anlatmaya çalıştım.

1992’den itibaren çıkardığımız dergiyle Hocalı’da yaşananları duyurmaya çalıştık. Ardından başka yayınlar, konferanslar, toplantılar ve mitingler geldi. Bazen dinlendik, bazen görmezden gelindik. Anlatmaktan vazgeçmedik.

Bülent Gürçam’ın Terre Occupée Haut Karabakh adlı kitabının kapağıSürgündeki Vatan Karabağ yayın kapağı
Arşivimdeki yayınlardan: Terre Occupée — Haut Karabakh ve Sürgündeki Vatan Karabağ.

Bu işin kitaplarını yazdık

“Esir Toprak Karabağ” diye anlattığım kitabım da bu çabanın bir parçasıydı. Fransızca kapağında “Terre Occupée — Haut Karabakh” yazıyordu. Amacımız, Karabağ’da yaşananları yalnızca kendi aramızda konuşmak değil, Avrupa’da da anlatabilmekti.

Benim için Karabağ uzaktaki bir haber başlığı değildi. Yurdundan edilmiş bir insanın yüzü, geride bırakılan bir ev, ziyaret edilemeyen bir mezardı. Yazdıklarımızın ve yaptığımız çalışmaların arkasında bu düşünce vardı.

Brüksel’de Azerbaycan bayraklarıyla yapılan bir gösteriden arşiv fotoğrafı
Brüksel’deki mücadeleden bir kare — kişisel arşiv.

Meydanlarda taşıdığımız inanç

O günlerde bir gün bu topraklara dönüleceğine inanıyorduk. Ne zaman olacağını bilmiyorduk; fakat olacağına dair inancımızı kaybetmiyorduk.

Arşivimdeki 26 Şubat 2009 tarihli afiş, Brüksel Schuman Meydanı’nda düzenlediğimiz Hocalı anmasını hatırlatıyor. Bugün Karabağ’da yürürken, Avrupa’da verdiğimiz o mücadelenin her aşaması yeniden aklıma geliyordu.

Beklediğimiz zafer, açılan yol

2020’de Cumhurbaşkanı ve Başkomutan İlham Aliyev’in liderliğinde Azerbaycan ordusunun kazandığı 44 günlük zafer, yıllardır beklenen dönüşün yolunu açtı. Şuşa’nın alınması, savaşta geri kazanılan topraklar ve ardından anlaşma kapsamında iade edilen bölgeler, tarihî bir dönüm noktasıydı.

Hankendi ve kalan bölgelerde Azerbaycan’ın kontrolünün sağlanması ise Eylül 2023’te gerçekleşti. Yıllarca uzaktan savunduğumuz yerlere gidebilmek artık mümkündü.

Biz bu sürecin bütün aşamalarını yaşamış insanlar olarak yalnızca bir savaşın sonucunu izlemiyorduk. Yıllardır taşıdığımız bir inancın gerçeğe dönüşmesine tanıklık ediyorduk.

Bülent Gürçam Hocalı katliamını anlatan sergi panosu önünde
Ziyaret sırasında Hocalı’yı anlatan pano önünde.

HAFIZA

Yıllarca anlattığım acının karşısında

Bu panonun önünde dururken, yıllar önce Avrupa’da Hocalı’yı anlatmaya çalıştığımız günleri düşündüm. Dergilerde, afişlerde ve toplantılarda duyurmaya çalıştığımız acı, bu ziyaretin de ayrılmaz bir parçasıydı.

Bir toprağın kurtuluşuna sevinirken, o güne ulaşamayanları unutamazsınız. Benim bu yolculukta taşıdığım duygulardan biri de buydu.

Bülent Gürçam Hocalı kurbanları anıtında Azerbaycan bayrağı renklerinde çelenkle
Hocalı kurbanlarının hatırası önünde.

Bu yüzden sıradan bir gezi değildi

Bir zamanlar Brüksel’de onların sesini duyurmaya çalışıyorduk. Şimdi ise Hocalı kurbanlarının hatırası önündeydim.

Bu ziyaretin benim için neden sıradan bir gezi olmadığını burada bir kez daha hissettim. Hayatını kaybedenleri hatırlamak, yurdundan edilenlerin özlemini düşünmek ve yeniden başlayan hayata tanıklık etmek… Benim için bu yolculuğun anlamı buydu.

Türkün ziyaret etmesi gereken yer, işgalden azat olmuş Türk yurtları olmalı. İnancımız için çıktığımız yolculukların yanında, millî hafızamız için de yola çıkmalıyız.

Ben o yolculuğu yaptım. Şimdi gördüklerimi, çektiğim fotoğraflarla birlikte anlatıyorum.

İKİNCİ BÖLÜMDE

Hankendi’de gördüklerim…

Şehrin sokakları, Nine-Dede heykeli, Karabağ Üniversitesi ve yeniden hayat kurulan bir coğrafyaya dair izlenimlerim.

Fotoğraflar ve kişisel arşiv: Bülent Gürçam. Bu yazı, “Karabağ Yollarında” dizisinin ilk bölümüdür.